Küçük notlar defterime şunu yazmışım; çay demlensin de nerede demlenirse demlensin.
Çay içebildiğim heryer benim için "ev" demek. Kimi zaman ince belli "Ajda" bardakta, kimi zaman bir ingiliz fincanında, kimi zaman bir metal saplı lipton bardağında... Kimi zaman bir plastik veya strafor bardakta ayaküstü... Ben neyin içinde içersem içeyim çay içmek benim içime sadece sıcak bir sıvı değil, sıcak duygular da dolduruyor:)
Bazen bir dostla derin konuşurken, bazen ayaküstü uğranmış bir dükkanda beklerken, bazen bir piknikte termostan akarken... Nerede olursa olsun çay içmek bana ev duygumu veriyor. Kendimi iyi hissettiriyor.
Avucumun içinde bazen elimi ısıtıyor, bazen sadece rengine bakmak bile hoşuma gidiyor.
Annemse benden daha deli, illaki demlendikten 10 dakika sonrasında içiyor ve yarım saat sonra o çayı, tenin maddesi açığa çıkmış diye sağlıksız bularak içmiyor. Bunu misafirlikte yapamaz tabii ama evde yapıyor. Bir çay demleme kavgasıdır gidiyor bazen. Benim demlediğimi beğenmeyip kendine yeni demliyor. Benimkini beğenmiyor çünkü bazen ben, önceden demlikteki çayı suyla nemlendirmek, alttaki suyun iyice kaynamasını beklemek gibi ritüellerle uğraşmıyorum. O ise hep sabırla uğraşıyor...
Çay törenlerimiz japonlarınki veya ingilizlerinki gibi olmasa da kendi içimizde hepimiz bir çay töreni yapıyoruz. milletçe hepimize iyi geliyor çay. Tamirhanede, şantiyede, ofiste, okulda... Heryerde:)
15 Ocak 2010 Cuma
14 Aralık 2009 Pazartesi
Aldım başımı gidiyorum...
Bazen insanların yanından fiziken gidiyorum, bazen duygularımdan gidiyorum. Kara kaplı defterime bile yazmayacağım kadar beni usandıran KURAL TANIMAZLIKLARA şahit olduğum zaman, sessiz sedasız alıp başımı gidiyorum. Kimse duymuyor, kimse farketmiyor. İçim alıp başını gidiyor, üstelik kendince mutlu olarak. Uğraşamıyorum insanlarla bazen. Gitmelerim iyi geliyor. Çiğdem Talu'nun şarkısındaki gibi "Ben bu hayattan, dosttan düşmandan aldım başımı gidiyorum" Sonra kendimi toparlayınca kimi zaman geri geliyorum, kimi zaman gelmiyorum. Bakalım bu defa gelir miyim, bilmem ki...
Bu kural tanımazlıklarda kendimden mi şüphe etmeliyim, yoksa bu fazla Akdeniz ruhlu arkadaşlarımdan HAYIR diyerek "gitmekte" haklı mıyım, haksız mıyım?..
Mesela:
Artçım Sanço motorumun arkasına binerken "Aman n'olucak sadece 10 metre gideceğiz yahu!" diyerek kaskını takmamayı bana önerdiğinde ben zaaf göstersem "Tamam canım nolucak senimi üzeceğim bin öyle arkama" desem... Sonra benden ya da başkasından kaynaklanan bir nedenle motorda kaza yapsak ve başımızı kaldırımlara vursak, tepemize bir araba uçsa bir yerden, bu benim VİCDAN SORUNUM haline gelse???
.....
Alkolle araç kullanırken ehliyetine el konulan bir dostum benden ehliyetimi çevirmelerde polise göstermek için istediğinde, "Aman n'olucak, yakalanırsam çantandan habersiz aldığımı söyleyiveririm" dediğinde, "Ah tabii canım n'olucak seni mi kıracağım, al canım ehliyetimi kullan" desem... Sonra başkasının ehliyetini polise gösterdiği için yakalansa suçuna suç eklese... Artık bu BİZİM SUÇUMUZ haline gelse???
....
Ben yan koltukta ilk iş kemerimi takarken, vosvosta kemerini takmakta zorlanan dosttan ötem; "Takamıyorum çalışmıyor bu, zor açılıp kapanıyor, tırnağım kırılıyor aman boşver" dese, ben de sussam, sonra sadece 40 km hızımıza rağmen çarpışsak bir araçla, bilimsel olarak hesaplandığı gibi tonluk bir ivme ile etkiyi hissetsek, beni eski teknoloji de olsa kemerim tutar ya onu???
....
Birkaç kadeh içmişse bir arkadaşım, elinden anahtarlarını almaya uğraşırken ben, gecenin karanlığında bir restoran önünde, "N'olucak canım ben kendimdeyim allaskına görmüyor musun?" dese ve bir an için gördüğüme inansam, bilimsel verileri ciddiye almasam... Bir yayaya çarpsak mesela ya da bir motorsurucusune... Zamanında refleks hareketini yapamamış olsak... Kendimi nasıl hissederim???
....
Etrafımdaki insanları uyarmaktan bıktım usandım artık... Okumuşu, cahili aynı... Bir de bu benim çevrem, daha yurdum insanının kasksız motor kullanan gencecik çocuklarına yaptığım uyarıları yazmadım, kimbilir kaç kez trafiği tehlikeye atanları 155 i arayıp memura şikayet ettiğimi yazmadım... Çünkü onlardan "gitmiyorum", onlarla uğraşmaktan bıkmıyorum iyi vatandaş olarak.
Ama şimdi bu trafik kurallarını tanımaz dostlarımdan BEN GERÇEKTEN GİDİYORUM. Görmez ve anlamazsınız nasılsa, size buradaymışım gibi gelecektir. Ama ben aldım başımı sessiz sedasız gidiyorum. Sizleri kendinizle başbaşa bırakıyorum.
Vallahi usandım...
Bu kural tanımazlıklarda kendimden mi şüphe etmeliyim, yoksa bu fazla Akdeniz ruhlu arkadaşlarımdan HAYIR diyerek "gitmekte" haklı mıyım, haksız mıyım?..
Mesela:
Artçım Sanço motorumun arkasına binerken "Aman n'olucak sadece 10 metre gideceğiz yahu!" diyerek kaskını takmamayı bana önerdiğinde ben zaaf göstersem "Tamam canım nolucak senimi üzeceğim bin öyle arkama" desem... Sonra benden ya da başkasından kaynaklanan bir nedenle motorda kaza yapsak ve başımızı kaldırımlara vursak, tepemize bir araba uçsa bir yerden, bu benim VİCDAN SORUNUM haline gelse???
.....
Alkolle araç kullanırken ehliyetine el konulan bir dostum benden ehliyetimi çevirmelerde polise göstermek için istediğinde, "Aman n'olucak, yakalanırsam çantandan habersiz aldığımı söyleyiveririm" dediğinde, "Ah tabii canım n'olucak seni mi kıracağım, al canım ehliyetimi kullan" desem... Sonra başkasının ehliyetini polise gösterdiği için yakalansa suçuna suç eklese... Artık bu BİZİM SUÇUMUZ haline gelse???
....
Ben yan koltukta ilk iş kemerimi takarken, vosvosta kemerini takmakta zorlanan dosttan ötem; "Takamıyorum çalışmıyor bu, zor açılıp kapanıyor, tırnağım kırılıyor aman boşver" dese, ben de sussam, sonra sadece 40 km hızımıza rağmen çarpışsak bir araçla, bilimsel olarak hesaplandığı gibi tonluk bir ivme ile etkiyi hissetsek, beni eski teknoloji de olsa kemerim tutar ya onu???
....
Birkaç kadeh içmişse bir arkadaşım, elinden anahtarlarını almaya uğraşırken ben, gecenin karanlığında bir restoran önünde, "N'olucak canım ben kendimdeyim allaskına görmüyor musun?" dese ve bir an için gördüğüme inansam, bilimsel verileri ciddiye almasam... Bir yayaya çarpsak mesela ya da bir motorsurucusune... Zamanında refleks hareketini yapamamış olsak... Kendimi nasıl hissederim???
....
Etrafımdaki insanları uyarmaktan bıktım usandım artık... Okumuşu, cahili aynı... Bir de bu benim çevrem, daha yurdum insanının kasksız motor kullanan gencecik çocuklarına yaptığım uyarıları yazmadım, kimbilir kaç kez trafiği tehlikeye atanları 155 i arayıp memura şikayet ettiğimi yazmadım... Çünkü onlardan "gitmiyorum", onlarla uğraşmaktan bıkmıyorum iyi vatandaş olarak.
Ama şimdi bu trafik kurallarını tanımaz dostlarımdan BEN GERÇEKTEN GİDİYORUM. Görmez ve anlamazsınız nasılsa, size buradaymışım gibi gelecektir. Ama ben aldım başımı sessiz sedasız gidiyorum. Sizleri kendinizle başbaşa bırakıyorum.
Vallahi usandım...
Etiketler:
155,
aldım başımı gidişorum,
çiğdem talu,
ehliyet,
emniyet kemeri,
gidiyorum,
iyi vatandaş,
trafik,
trafik kuralları,
vosvos
3 Aralık 2009 Perşembe
DAZER II KÖPEKSAVAR
Benim için şu anda dünyanın en güzel hediyesi... Sanço almış gelmiş, köpeksavar aletini. Dazer II markalı bu alet 7 metreden köpeklere etkili. Aslında galiba kedilere de. 9 volt pille çalışıyor ve köpeğin duyabileceği insanın duyamayacağı bir frenkansta ses yayıyor.
Denemeye çok değişik zeminlerde fırsat bulamadım, bir denememde bisikletten düşüyordum az kalsın. SBu sahneye şahit olan Küçük Hande dedi ki; sen bunu kullanırken bir yerini yaralayacaksın iyi oluyor bisiklet kaskı taktığın:) Kullanma pratiğim henüz gelişmedi. Mesela bisikleti tek elle kullanıyorum ama motosiklette tek elimi cebime sokarak çıkartamam giderken. Bu nedenle boynuma bir iple çarpraz asmayı düşündüm motorda da bisiklette de. Cebimden çıkarana dek çok geç olabilir.
Üzerindeki düğmeye kısa aralıklarla basıyorsun ve kırmızı ışıktan da anlıyorsun ki alet çalışıyor. Sağır bir köpeğe denk gelmediğin sürece işe yaradığı muhakkak. Kalkıp gidiyorlar yattıkları yerden. Daha üzerime koşturan bir köpekte tam deneyemedim.
Bu macera devam edecek belli ki...
TEKNİK AÇIKLAMA:
Dazer yaydığı ultrasonik ses dalgasıyla her türlü köpegi kaçırır.
Dazer, yüksek elektronik teknolojiyi kullanarak insanlar tarafından duyulmayan, fakat köpek ve kediler tarafından duyulup, algılanan ve onları taciz edin güçlü ve zararsız bir ses dalgası yayan alettir.
7 metreye kadar köpeklerin yaklaşmasını durdurur. 7 metreye kadar ulaşan sadece köpekler tarafından duyulan 27000hz. yüksek frekans sesiyle köpekleri yaralamadan sizden uzaklaştırır.
1993 Yılında Amerikada yılın ürünü seçilmiştir.
Aynı zamanda köpeklerin eğitiminde de kullanılabilir.
Darbelere karşı dayanıklı bir plastikten üretilmiştir, ayrıca kemere takılabilen bir klipsi de vardır.
Güvenilir
Sessiz
Etkili
Havlamaya son
kullanım menzili 7 mt.
Ağırlığı 120 gr.
9 Volt pille çalışır.
Pil fiyata dahildir.
1993 Yılında Amerikada yılın ürünü seçilmiştir.
Made in USA
Denemeye çok değişik zeminlerde fırsat bulamadım, bir denememde bisikletten düşüyordum az kalsın. SBu sahneye şahit olan Küçük Hande dedi ki; sen bunu kullanırken bir yerini yaralayacaksın iyi oluyor bisiklet kaskı taktığın:) Kullanma pratiğim henüz gelişmedi. Mesela bisikleti tek elle kullanıyorum ama motosiklette tek elimi cebime sokarak çıkartamam giderken. Bu nedenle boynuma bir iple çarpraz asmayı düşündüm motorda da bisiklette de. Cebimden çıkarana dek çok geç olabilir.
Üzerindeki düğmeye kısa aralıklarla basıyorsun ve kırmızı ışıktan da anlıyorsun ki alet çalışıyor. Sağır bir köpeğe denk gelmediğin sürece işe yaradığı muhakkak. Kalkıp gidiyorlar yattıkları yerden. Daha üzerime koşturan bir köpekte tam deneyemedim.
Bu macera devam edecek belli ki...
TEKNİK AÇIKLAMA:
Dazer yaydığı ultrasonik ses dalgasıyla her türlü köpegi kaçırır.
Dazer, yüksek elektronik teknolojiyi kullanarak insanlar tarafından duyulmayan, fakat köpek ve kediler tarafından duyulup, algılanan ve onları taciz edin güçlü ve zararsız bir ses dalgası yayan alettir.
7 metreye kadar köpeklerin yaklaşmasını durdurur. 7 metreye kadar ulaşan sadece köpekler tarafından duyulan 27000hz. yüksek frekans sesiyle köpekleri yaralamadan sizden uzaklaştırır.
1993 Yılında Amerikada yılın ürünü seçilmiştir.
Aynı zamanda köpeklerin eğitiminde de kullanılabilir.
Darbelere karşı dayanıklı bir plastikten üretilmiştir, ayrıca kemere takılabilen bir klipsi de vardır.
Güvenilir
Sessiz
Etkili
Havlamaya son
kullanım menzili 7 mt.
Ağırlığı 120 gr.
9 Volt pille çalışır.
Pil fiyata dahildir.
1993 Yılında Amerikada yılın ürünü seçilmiştir.
Made in USA
Etiketler:
dazer,
dazer 2 köpeksavar,
dazer II,
köpek kovucu
Kuduz Aşı'na gitmezsen neler olur? :)
Şöyle olur; polis gelir kapına ve seni alır götürür aşıya. Bunu çocukları korkutmak için söylenmiş bir palavra sanmayın, gerçek ve bence fena bi gerçek de değil yani. Tek sorun; zaten işi başından aşkın polislerin bir de bu yurdum insanının kuduzuyla uğraşması.
Grip hastalığım 4 günde geçti, ama beşinci gün son aşıma denk geliyordu, doktorlara danıştık, öksürüğüm devam ettiği için gitmesem daha iyi olur sonucuna vardık. Bir hastalıkla boğuşurken bağışıklık sistemime hemen bir kuduz virüsü yüklemek pek akıllıca görünmüyordu. Böylece aşıya 3 gün geç gittim.
Haydarpaşa Numune Hastanesi'nin sorumluluk sahibi aşı hemşiresi bana telefonla ulaşamadığı için (bunun nedeni numaramı ilk kayıtta yanlış yazan sorumsuz!) semt karakoluna ihbar etmiş ve sağlık ocağına da bildirmiş "kaçak" durumumu. Gerçekten çok mutlu oldum ya:) Bizim ülkemizde bir devlet hastanesinde bu kadar sorumluluk sahibi birisinin bulunması beni cidden mutlu etti.
Sonra bana son aşımı yaparken de açıkladı hemşire, yurdum insani ilk bir iki aşıdan sonra baktı ki kudurmuyor toz oluyormuş ortadan. Polise haber veriyormuş hemşire de:) Ne güzel değil mi?.. Böyle güzel bir şey işte.
Biz karakolu aradık ve durumu izah ettik boşuna yorulmasınlar diye, gelirlerse yine de, iki sene saklamak zorunda olduğum aşı belgemin fotokopisini vermeliymişim.
Grip hastalığım 4 günde geçti, ama beşinci gün son aşıma denk geliyordu, doktorlara danıştık, öksürüğüm devam ettiği için gitmesem daha iyi olur sonucuna vardık. Bir hastalıkla boğuşurken bağışıklık sistemime hemen bir kuduz virüsü yüklemek pek akıllıca görünmüyordu. Böylece aşıya 3 gün geç gittim.
Haydarpaşa Numune Hastanesi'nin sorumluluk sahibi aşı hemşiresi bana telefonla ulaşamadığı için (bunun nedeni numaramı ilk kayıtta yanlış yazan sorumsuz!) semt karakoluna ihbar etmiş ve sağlık ocağına da bildirmiş "kaçak" durumumu. Gerçekten çok mutlu oldum ya:) Bizim ülkemizde bir devlet hastanesinde bu kadar sorumluluk sahibi birisinin bulunması beni cidden mutlu etti.
Sonra bana son aşımı yaparken de açıkladı hemşire, yurdum insani ilk bir iki aşıdan sonra baktı ki kudurmuyor toz oluyormuş ortadan. Polise haber veriyormuş hemşire de:) Ne güzel değil mi?.. Böyle güzel bir şey işte.
Biz karakolu aradık ve durumu izah ettik boşuna yorulmasınlar diye, gelirlerse yine de, iki sene saklamak zorunda olduğum aşı belgemin fotokopisini vermeliymişim.
Etiketler:
haydarpaşa numune hastanesi,
kaduz aşısı,
polis
21 Kasım 2009 Cumartesi
Ne gribi bu şimdi??
Pazartesi: Bizim Behlul hastaydı 39,5'tu ateşi. Moral olsun diye gittim ziyaretine, bakkaldan tüm aburcuburlarla Kinder sürpriz yumurtaya kadar alıp götürdüm. Çocukluğundaki gibi. Bir de öptüm tabii yeğenimi:) Bağışıklık sistemime çok güveniyordum.
.............
Sali: Kuluçka devresi olsa gerek...
............
Carsamba: Minik minik, kısa kısa öksürüyordum. Gündüz iyiydim, sokaklardaydım. Akşamına halsizdim ateşim 37,5'tu.
...........
Persembe: Hafif atesim vardı hep dinlendim evde. Adacayi, zencefil, bal karisimi ictim. Ayrica Benical cold, Redoxan ve C vitaminli efervesan aspirin... Aksamları Tylolhot. Düşündüm; domuz gribi buysa ölümler nasıl gerçekleşiyor? Ne olacak bana? Nefes alışlarımı kontrol ediyorum, herşey basit bir grip gibi görünüyor...
...........
Cuma: 38 atesle yatmaya devam ettim. Ayni ilaclar. Öksürüğüm tür değiştirdi. Göğsüme indi. Kirmizi acı biberlerimden vazgeçmiyorum.
..........
Cumartesi: Atesim 36,6 ile 37,5 arasında değişiyor. Öksürüğüm bitti. ilaclarla beraber adaçayı, zencefil ve bal içmeye devam ediyorum... Bendeniz, Funda Arar ve Göksel bana iyi gelecek muhakkak. 3 CD ard arda dinliyorum. Eskiden olsa Sezen'le iyileşirdim, şimdi beni öldürür ancak O'nun sesini duymak:)
Pazartesi günü 5. kuduz aşım var, ateşliyken yapılmazmış, iyileşmem gerek biran önce.
.............
Sali: Kuluçka devresi olsa gerek...
............
Carsamba: Minik minik, kısa kısa öksürüyordum. Gündüz iyiydim, sokaklardaydım. Akşamına halsizdim ateşim 37,5'tu.
...........
Persembe: Hafif atesim vardı hep dinlendim evde. Adacayi, zencefil, bal karisimi ictim. Ayrica Benical cold, Redoxan ve C vitaminli efervesan aspirin... Aksamları Tylolhot. Düşündüm; domuz gribi buysa ölümler nasıl gerçekleşiyor? Ne olacak bana? Nefes alışlarımı kontrol ediyorum, herşey basit bir grip gibi görünüyor...
...........
Cuma: 38 atesle yatmaya devam ettim. Ayni ilaclar. Öksürüğüm tür değiştirdi. Göğsüme indi. Kirmizi acı biberlerimden vazgeçmiyorum.
..........
Cumartesi: Atesim 36,6 ile 37,5 arasında değişiyor. Öksürüğüm bitti. ilaclarla beraber adaçayı, zencefil ve bal içmeye devam ediyorum... Bendeniz, Funda Arar ve Göksel bana iyi gelecek muhakkak. 3 CD ard arda dinliyorum. Eskiden olsa Sezen'le iyileşirdim, şimdi beni öldürür ancak O'nun sesini duymak:)
Pazartesi günü 5. kuduz aşım var, ateşliyken yapılmazmış, iyileşmem gerek biran önce.
17 Kasım 2009 Salı
Kara Kaplı Defterler...
Dostlarınızın hatalarını affedin derler. Kuma yazın kötülükleri, iyilikleri taşa kazıyın derler. Sanço benim kindar olduğumu düşünüyor:) Ben bana yapılan iyilikleri de kötülükleri de kolay unutmam. Bu herkes için böyledir sanırım. Bunda sıradışı birşey yok. Kindarlıktan asla değil, aynı hataya bir daha düşmemek için... Sanço'nun genel bir kelime ile düşünmeden kindarlık olarak tanımladığı şeyse, aslında benim insanlara gözlemlerimle gizli notlar ve puanlar verişimle ilgili birşey. Dediğim gibi; aynı hataya bir daha düşmemek veya hiç düşmemek için gözlem gücümü kullanırım.
Gelmiş geçmiş tüm kültürlerden damıtılmış yaşamsal kuralları, insanlık değerlerini, aydınlanma yolundaki insanın özelliklerini, kendisine ve çevresine faydalı insan olabilmeyi, gelişmiş vicdanı, güvenilirlik değerlerini, sözünün eri olabilmeyi, kurallara kural olduğu için uyabilmeyi vb. gözardı etmeyişimi kindarlık olarak nitelemek doğru mu?
Daha açık örneklerle yazmak gerekirse (hayal mahsulu örnekler); kuralları ihlal ederek araç kullanmayı alışkanlık haline getirmiş birisinin arabasına binmemeyi tercih ederim... Bir kişinin arkasından konuşabilen veya alay edebilen birisinin, o kişinin yüzüne karşı da mesafeli durmasını tercih ederim... Sözünde durmadığını gözlemlediğim birisini arkadaşlığıma layık görmem... Birisi dikkatimi çekecek şekilde kötü ise o insana güvenmem, güvendirtmem... Çevremdeki birisi kendi gibi değilse yine o kişiye verecek zamanım yoktur... Birisi vefasız davranmışsa bir daha iyiliğimi göremez... Birisi bir sırrımı satmışsa güvenmem... Birisi mutluluğuma kendi çıkarı için engel olmuşsa, arkamdan konuşmuşsa ve bu kulağıma gelmişse unutmam...
Kısacası; ben denenmişi denemem bir daha. Kimseyi kişiliğini onaylamadan sevemem. Sevdiklerimin hatalarına karşı ise gelişmiş bir puanlama sistemim var. Kişiliklerle ilgili hiçbirşeyi unutmam ben. Puanlaraıma göre davranışlarımda kesin kırmızı çizgilerim olur sevdiklerime bile. Kimi zaman kendi gözlemlerimi, kimi zaman başkalarının deneyimlerini arşivime atarım. Parçaları birleştirdiğim zaman ise olağanüstü veriler kucağıma düşer. İnsanların bilmediği, göremediği konularda birkaç açıdan bilgi sahibi olduğum için aslında biraz da taşıması ağır yüklerim olur. Susmam gereken zamanlar olur. Bazı sırların iç yüzünü çift taraflı bilirim istemeden. Yanyana duran insanlar bilmez, ben bilirim. Prensiplerim gereği kullanmayacağım bir bilgi gücüne sahip olurum bu şekilde.
Şimdi herkesin dikkatimden ve antenlerimden kaçmayan, hafızamdan asla silinmeyen iyilikleri olduğu gibi, yine antenlerimin algıda seçici davranarak algıladığı beğenmediğim kişilik özellikleri var. Başkasının başına düşen taştan ders alırım ben, yılan beni ısırmaz diyenlerden değilim.
Ben bu şekilde düşünüyorum, ister kindarlık olsun ister başka birşay. Vaktim yok , cidden vaktim yok. Gerçekten ömür çok kısa. O kadar çok isteyip de vakit ayıramadığım insan varken hayatımda, bu puan sisteminde geriye düşenler için yapabileceğim birşey yok.
Konfiçyus'un dediği gibi: Nereye gidersen oraya bütün kalbinle git. Yükselen burcum akrep diye mi acaba böyle kara kaplı bir defterim var yoksa benim?:))
Az ve öz olmalı insanlar, azaltmalıyam belki de çevremdekileri iyice.Bir yanda 25 yıllık dostlarım, bir yanda dün tanıdıklarım, bir yanda karantinada beklettiklerim... Niteliksiz vakti yok gönlümün.
Gelmiş geçmiş tüm kültürlerden damıtılmış yaşamsal kuralları, insanlık değerlerini, aydınlanma yolundaki insanın özelliklerini, kendisine ve çevresine faydalı insan olabilmeyi, gelişmiş vicdanı, güvenilirlik değerlerini, sözünün eri olabilmeyi, kurallara kural olduğu için uyabilmeyi vb. gözardı etmeyişimi kindarlık olarak nitelemek doğru mu?
Daha açık örneklerle yazmak gerekirse (hayal mahsulu örnekler); kuralları ihlal ederek araç kullanmayı alışkanlık haline getirmiş birisinin arabasına binmemeyi tercih ederim... Bir kişinin arkasından konuşabilen veya alay edebilen birisinin, o kişinin yüzüne karşı da mesafeli durmasını tercih ederim... Sözünde durmadığını gözlemlediğim birisini arkadaşlığıma layık görmem... Birisi dikkatimi çekecek şekilde kötü ise o insana güvenmem, güvendirtmem... Çevremdeki birisi kendi gibi değilse yine o kişiye verecek zamanım yoktur... Birisi vefasız davranmışsa bir daha iyiliğimi göremez... Birisi bir sırrımı satmışsa güvenmem... Birisi mutluluğuma kendi çıkarı için engel olmuşsa, arkamdan konuşmuşsa ve bu kulağıma gelmişse unutmam...
Kısacası; ben denenmişi denemem bir daha. Kimseyi kişiliğini onaylamadan sevemem. Sevdiklerimin hatalarına karşı ise gelişmiş bir puanlama sistemim var. Kişiliklerle ilgili hiçbirşeyi unutmam ben. Puanlaraıma göre davranışlarımda kesin kırmızı çizgilerim olur sevdiklerime bile. Kimi zaman kendi gözlemlerimi, kimi zaman başkalarının deneyimlerini arşivime atarım. Parçaları birleştirdiğim zaman ise olağanüstü veriler kucağıma düşer. İnsanların bilmediği, göremediği konularda birkaç açıdan bilgi sahibi olduğum için aslında biraz da taşıması ağır yüklerim olur. Susmam gereken zamanlar olur. Bazı sırların iç yüzünü çift taraflı bilirim istemeden. Yanyana duran insanlar bilmez, ben bilirim. Prensiplerim gereği kullanmayacağım bir bilgi gücüne sahip olurum bu şekilde.
Şimdi herkesin dikkatimden ve antenlerimden kaçmayan, hafızamdan asla silinmeyen iyilikleri olduğu gibi, yine antenlerimin algıda seçici davranarak algıladığı beğenmediğim kişilik özellikleri var. Başkasının başına düşen taştan ders alırım ben, yılan beni ısırmaz diyenlerden değilim.
Ben bu şekilde düşünüyorum, ister kindarlık olsun ister başka birşay. Vaktim yok , cidden vaktim yok. Gerçekten ömür çok kısa. O kadar çok isteyip de vakit ayıramadığım insan varken hayatımda, bu puan sisteminde geriye düşenler için yapabileceğim birşey yok.
Konfiçyus'un dediği gibi: Nereye gidersen oraya bütün kalbinle git. Yükselen burcum akrep diye mi acaba böyle kara kaplı bir defterim var yoksa benim?:))
Az ve öz olmalı insanlar, azaltmalıyam belki de çevremdekileri iyice.Bir yanda 25 yıllık dostlarım, bir yanda dün tanıdıklarım, bir yanda karantinada beklettiklerim... Niteliksiz vakti yok gönlümün.
16 Kasım 2009 Pazartesi
Mandrake'deki SİB bölümü
Mandrake'deki karakolun bir odası, kapısıda SİB yazan yer çok ilginçtir. Orasının tam açılımını türkçeleştirdiklerinde SAÇMA İŞLER BÖLÜMÜ olarak yazmışlar, çocukken biz de böyle öğrendik. Birgün bu karakola keçi sakallı profesör kılıklı bir adam gelir. Komiser dinler adamı ve SİB'ye yollar kayıt için. Adam da -tam anımsamıyorm şimdi- sanırım orada anlattıklarının sonucunu alamaz. Burada kendisine güldüklerini görünce gider mafyaya anlatır buluşunu, onlarla işbirliği yapar. Bu adam ilk önce orduya gitmiştir orada da ciddiye alınmamıştır.
Bu bilimadamı, olanca iyi niyetiyle amerikanın tüm savunma birimlerine vermeye çalıştığı buluşunu sonunda gider mafya ile işbirliği yaparak kendi çıkarı için kullanır. Buluşu süper birşeydir: Tüm şehri bir anda ve belirli bir süreliğine uyutabilecek bir gaz bulmuştur. Bu gazı, işbirliği yaptığı adamlarla beraber gökyüzünden şehre verir. Tüm şehir uyur. Kadınlar ütü başında, adamlar direksiyonda uyurlar ve şehir biranda altüst olur.
Bizim elemanlar önceden ayarladıkları çöp kamyonları ile gidip tüm kuyumcuları, tüm bankaları soyarlar! Bu kareler çok etkileyici çizilmiştir.
Mandrake romanın sonunda bu adamın SİB'ye yollanan adam olduğunu hipnozla hafızasını görüntülediği komiserden öğrenir. Böylece hırsızları yakalar...
Sanırım bunu çocukluk çağımda okuduğum için etkilenmişim. Hala reddetmem herkesin en uzak ihtimal fikirlerini. Benim için SİB yoktur. Önyargım varsa olumlu bir önyargıdır; neden olmasın ki akla geliyorsa mümkündür diyenlerdenim ben. Minik bir çocuğu da bir akıl hastasını da öncelikli olarak bu şekilde dinler sonra somut deliller ararım:)) Herhangi bir gerçeği kaçırmamak ve haber atlamamak için bunu yaparım.
Bu bilimadamı, olanca iyi niyetiyle amerikanın tüm savunma birimlerine vermeye çalıştığı buluşunu sonunda gider mafya ile işbirliği yaparak kendi çıkarı için kullanır. Buluşu süper birşeydir: Tüm şehri bir anda ve belirli bir süreliğine uyutabilecek bir gaz bulmuştur. Bu gazı, işbirliği yaptığı adamlarla beraber gökyüzünden şehre verir. Tüm şehir uyur. Kadınlar ütü başında, adamlar direksiyonda uyurlar ve şehir biranda altüst olur.
Bizim elemanlar önceden ayarladıkları çöp kamyonları ile gidip tüm kuyumcuları, tüm bankaları soyarlar! Bu kareler çok etkileyici çizilmiştir.
Mandrake romanın sonunda bu adamın SİB'ye yollanan adam olduğunu hipnozla hafızasını görüntülediği komiserden öğrenir. Böylece hırsızları yakalar...
Sanırım bunu çocukluk çağımda okuduğum için etkilenmişim. Hala reddetmem herkesin en uzak ihtimal fikirlerini. Benim için SİB yoktur. Önyargım varsa olumlu bir önyargıdır; neden olmasın ki akla geliyorsa mümkündür diyenlerdenim ben. Minik bir çocuğu da bir akıl hastasını da öncelikli olarak bu şekilde dinler sonra somut deliller ararım:)) Herhangi bir gerçeği kaçırmamak ve haber atlamamak için bunu yaparım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)