26 Ekim 2009 Pazartesi

Derbiye derbi demem fark atmayınca...

Dün yine bir Galatasaray derbisi oynadık, yine yendik. Fakat yeterince mutlu muyum; cık!

Dünkü maçta ataklarımızı ve şutlarımızı gole çevirebilseydik 7 fark atabilirdik işte o zaman mutlu olabilirdim. Derbi mutluluğum böyle birşey işte. 2002'nin farkını daha yukarı çıkartamadığımız sürece kimse Galatasaray'ı yenmemizi olağanüstü görmesin, onları yenmek bizim için gayet sıradan bir olay çocukluğumdanberi:))

Futbol takımı olarak Fenerbahçe'ye de bayılmıyorum aslında, iyi oynamazlar, sağları solları belli olmaz filan... Derbilerde devleşirler sadece. Bunda da fark beklerim farkı beceremezler.

Tuhaf bir Fenerbahçelilik ruhu taşıyorum ki bu tarifi zor birşey. Kendimi bildim benim çekirdek ülkem Fenerbahçe Cumhuriyeti oldu hep:) Çocukken bahçelerde top oynarken, büyüdüğümde herkes gibi UEFA'da Galatasaray'ı desteklerken, sevgililerim Galatasaraylı iken... Ben hep Fenerbahçe'liydim. Acısını da mutluluğunu da hissederek... Bu nasıl bir sihirdir bilmiyorum ama ben bu sihirin etkisi altındayım doğduğumdanberi.

Sadece bir dönem küstüğüm oldu kulübüme, berbattılar o yıllarda. Çok acı çektirdiler bana. "Bu takıma küstüm artık bırakıyorum be!" dedim. O zaman da etrafımdaki Galatasaraylılar, masallarda ağaçların arkasına gizlenmiş tilkiler gibi ortaya çıkıp "E madem Fener'e küstün gel GS'li yapalım seni..." dediler. O numaralara da güldüm, kanmadım, "Fener'e küstüm ama takımsız değilim, madem İstanbulluyum, bari İstanbulspor'u, Vefa'yı filan tutayım, bulurum öyle bir takım"dedim...

Sonra neyse ki takım kalbimi tekrar kazanacak kadar iyi oynamaya başladı da affettim. Fener affedilmeyecek bir aşk değil. (Sezen mi?.. Evet Onu hala affedemiyorum, şarkılarını dinlemek istesem bile artık yüreğime dokun-A-mıyor Sezen)

Ben derbiye derbi demem fark atmayınca. Mutluluk sarı lacivert denizinde yüzmekse ve akıp gitmekse, onbinlerle beraber bunu yaşadım dün yine Kadıköy'e. Etrafımda formasını içine gizlemiş, biri Sanço olmak üzere 3 Galatasaraylı ile:)



22 Ekim 2009 Perşembe

EFSANELER GERİ DÖNSÜN...

Bir zamanlar ben daha minnacıkken bu kızlar sahalarda maç yapıyorlardı. Rakipleri yoktu. Bu nedenle erkek takımlarıyla gösteri maçı yapıyorlardı. Yurtiçinde ve yurtdışında amatör ruhla ve o zamanın olanaklarıyla futbol oynuyorlardı, bu oyunu seviyorlardı...

Sonra başka kız takımları da kuruldu. Daima futbol gibi zor bir spor dalını seven kızlar vardı, seviyorlardı.

Ama... Aradan geçen yıllar boyunca hala Avrupa'da resmi kupalara gönderebildiğimiz bir bayan futbol takımımız yok. Var mı? Benim bildiğim yok.

Medya ilgilenmeli. Ama bu durumda efsanelere de sorumluluk düşmeli. Çıkmalılar ortaya ve bugünkü kızlara örnek olmalılar. "Bizim zamanımızda..." diye anlatmalılar.

Çünkü onlar çok değerliler. Bu ülke o yıllarda çağdaşlıkta çığır açan bu kızları izliyordu. Sadece İstanbul'da değil, Anadolu'da ve yurtdışanda da hayranları vardı. Efsaneler günışığına çıkmalı çünkü gerçek efsane onlardılar. O zaman kimsenin hayal bile edemeyeceği başarılara sadece varyıklarıyla bile imza attılar. Bugün yaşları 50'lerde bile olsa ben onları gösteri maçlarında hala görmeyi istiyorum.

18 Ekim 2009 Pazar

Doğa ile barışık: Avrasya Maratonu 31. kez.

Bu sene ikinci kez Avrasya Maratonu'na katıldık. Sabah yağmur yağar mı yağmaz mı bilemediğim için her şekilde tedbirimi almıştım. Zaten geçen senekinden beter bir yağmur olamayacağını bildiğimden yağmurla alıp veremediğim bir sorunum yoktu.

Ben sadece fotoğraf makinam ve cep telefonumun ıslanmasından endişe ediyordum. Yürümeye başladığımzda yağmur durmuştu. Güneşli dakikalarda köprüyü geçtik. Koşmadığımız için devamlı resim çekmek eğlenceliydi bu sene.

Sanço, ablası, yeğeni ve benim yeğenim olmak üzere ekibimiz 5 kişiye düşüverdi yağmurun kendisi değil daha ihtimali başladığında! 7 insan bu şekilde mızmızlandı ve yokoldu. Doğaya karışıp eridiler... Küçüldüler, küçüldüler... Xsmall oldular...

Doğa ile barışık binlerce insansa iki senedir yürüyor böyle saatlerce. Şimdi yaptığımızı kim marjinal bulabilir ki binlerce insan yağmurda bebeğini ve çocuğunu almış gelmişken. Yaşlı amcalar ve teyzeler yağmurda böyle hevesle yürürken... Seneye koşacağım sanırım, iki senedir yetti bu kadar yürümek:) Sanço ve Aslanım 1 kodlu yeğenim ne derler? Ya doktorum ne der dizimdeki menisküs için?



17 Ekim 2009 Cumartesi

Bir film: Nefes-Vatan sağolsun

Bu filme vizyona girdiği ilk günden gittik. Bir filme mi gittim yoksa güneydoğuda bir komando birliğinde gerçekten yaşadım ve oraya ışınlandım mı emin değilim. Orada askerlerle beraber üşüdüm, beraber karavana yedim, beraber güldüm, beraber savaştım, beraber vuruldum...

Adeta böyle yaşadım bu filmi dün gece. En son sahnede yere düşen Atatürk büstünü yerden ben kaldırdım sanki, şehit haberini sanki benim evime gelip verdiler. Gerçekten yaşadım onlarla.

Bu kadar güzel bir filmdi. Filmin etkisinde bu denli kalmamın nedeni; gerekirse o şartlarda ve o dağlarda ben de görev yaparım diye düşünmemdi. Kadın olduğum halde:)

Rahatıma ben de düşkünüm, benim de mız mızlıklarım var... Ama hep derim ya, benim vatan uğruna kırmızı çizgilerim var:)

16 Ekim 2009 Cuma

Yeniden Avrasya Halk Koşusu

Geçen senenin ilk kez katılım heyecanı ile tam 3 saat (Aslında 3.5 saat ama katılmasını istediğim arkadaşlara moral olsun diye yalan attım) yürüdüğümüz yollarda ilk 1 saat içinde çamaşırlarımıza kadar ıslanmıştık:)

İlk kez katıldığımız için sanıyordum ki illa ki spor ayakkabım ve eşofmanım olmalı. Sonra gelişen dakikalarda gördüm ki sırtında çantası, ayağında cat botları ile, bebek arabasında bebekleri ile, termoslarında çayları ile, elde bayraklar millet keyifle yürüyor. Koşan yok:)

Bu sene o nedenle yağmurdan korkmuyorum. Geçen senekinden beter olması cidden mümkün değil. Bu sene cep telefonumun ıslanmaması için gereken tedbirleri alıp ayağıma da Lafuma goratex yürüyüş ayakkabılarımı çektikten sonra derdim yok. Köprüyü geçip Beşiktaş'a girerken Starbuck's'a uğrayıp yine kahvemizi içeriz. Oradan da İnönü Stadı'na yürüyüp madalyamızı, sertifikamızı ve bana 3 beden büyük tişörtlerimizi alırız.

Katılacak olanlara yine ısrarla söylüyoruz ki; çengelli iğne ile tutturduğunuz göğsünüzdeki forma nolarını asla atmayın, kaybetmeyin. Numarayı teslim etmeden size madalyanızı vermiyorlar. Geçen sene birçok insanın eli boş kaldı bu nedenle.

Bir teori: Asma köprülerde binlerce insanın adımından çıkan titreşim, köprünün rezonanstan yıkılmasına neden olur diyenler var. Ama doğrusu şu: Bir tabur asker köprü üzerinde uygun adım yürürse köprünün iç frekansı bozulacağından köprüyü yıkabilirsiniz. Uygun adımda yürümüyoruz biz allahtan. Onuncu yıl marşıyla gaza gelsek bile:)

15 Ekim 2009 Perşembe

Misafir bulduğunu yer...

Ama bu kadarı da pek ilginçti. Sen kalk 25 km öteye sabah kahvesine git, tam cezvede köpük kabarırken 2 resmi polis kapıya gelip fanustaki dostumun karakola gelmesini istesin!.. Genç ve güzel çocuklardı, düzgünlerdi. İkna ettim dostumu gittik onlarla... Malum vesayet davası için fanustaki dostumun "Aklı başında mı?" kontrolüne götürülmesi gerekiyordu. Zaten biliyordum ama kahveme denk gelmesi ilginçti. Tanrı yine olağanüstü şekilde beni oraya postalamıştı işte uygun zamanda. Bazen dostlarımızla ilişkimizin kritik zamanlamalarını bizim dışımızda bişey yönetiyor.

Yıllar öncesinde birgün... Vosvosumun tamiri sırasında yandaki dükkana geçmiştim. O egzoz tamircisinde iki motorcunun konuşmasına tesadüfen kulak verdiğimde ise, bir dostumun bir zamanlar ne çok aşık olduğu genç adamın motor kazasında can verdiğini öğrenmiştim! Normalde bu olayı duymak imkanımız yokken ertesi gün cenazedeydik!

Bunun gibi şeyler oluyor hayatta. Dünkü sabah kahvem de böyle bir ilahi zamanlamaydı. Orada olmam olayın arızasını giderdi. Yumuşattı.

Sonra mı?:).. Polis merkezinden çıkıp çay bahçesine geçip keyfimize baktık. Rapor için kendisi gideceği zamanı belirledi iki gün sonrasına. Yine beraber gideceğiz tabii. Guardian Angel.

12 Ekim 2009 Pazartesi

Ciğer Günleri ve 4 Arkadaş.

Yine arnavut ciğeri gecesi yaptık. Annem tutturdu daha ciğeri iyidir onu alın diye ama günyüzlü erkedeş kuzu almış eh o da güzeldi. Soğan olduktan sonra diğer tatları alamıyorum zaten:)

Sanço ile tam da küsmüşken ani gelişiyle beni sevindirdi. Dördümüz yine tamamlanınca zamanın ne kadar hızlı aktığını hissettim. Kolay değil 4 yıl önce hiçbiri hayatımda yoktu. Bu arkadaşlıklar zincirini hayatıma sokan şartlar o zaman çok sevimsizdi. Fakat bir zamanın kötüsü bugünün doğrusu oldu. Bir zamanlar ateş yokedemediğini bugün sertleştirdi. Üstelik o zaman kaybettiklerimi de zamanla yanıma katarak fazlasıyla zincir uzadı uzadı uzadı... :)