sezen aksu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sezen aksu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mart 2010 Pazar

Rüyamda Sezen Aksu!

Olan oldu sonunda bu rüyayı da gördüm ya artık başka bir lafa gerek yok.
Bir ada motorundayız, çalgılı çengili bir seyahat belli ki. Ben beyaz bir pantalon ve üzerime de beyaz birşey giymişim ki kendimi bir deniz subayına benzettim. Çok havalıydım.

Birden O'nu gördüm dibimde bitti. Elinde bir mikrofonla en güzel eski şarkılarını seslendiriyordu. Saçları sarı ve kısaydı Minik Serçe'nin. Söylediği şarkıyı anımsamıyorum ama çok sevdiklerimdendi. Sonra Sezen birden önümde şow amaçlı diz çöktü ve kahverengi gözlerini gözlerime dikerek şarkısını söylemeye devam ederken ben istifimi bozmadım.

Teknede sol kolumu yasladığım ahşap kenardan kolumu bile çekmeden, vücudumu hiç doğrultmadan, önümde diz çöken Sezen'e acı acı bakarak gülümsedim ve aynen şu sözler döküldü ağzımdan; "Ah be Sezen, bu şarkını da seni de bir zamanlar ne kadar da çok severdim!.." İçimde bu acıyı hissederek söyledim. O da çok üzüldü çünkü o sırada teknedeki insanlar da homurdanmaya başladılar, "Evet, evet... Doğru söylüyor.." dediler. (Bilen bilir; Sezen, ben ve tüm çevrem için, içinde ne olduğunu bilmediği Kürt açılımında başbakanı desteklediğini açıkladığı gün bitti.)

Sonra baktım içerde Sezen gözyaşı döküyor çok üzgün. Ben de üzüldüm ama artık hiçbirşey ona olan özel hayranlığımı geri getiremezdi. Sonra uyandım. Ne ilginç rüya di mi:)))

17 Şubat 2010 Çarşamba

Turkcell, Ben ve Diger Operatörler!..

Sevgili Blogum,

Nedir benim bu "diğer operatör"lerden çektiğim senelerdir!.. Yıllar ve yıllar önce bir seçim hakkım vardı, 13 sene öncesinde ya Telsim ya Turkcell seçilirdi. Benim çevremde herkes Turkcelliydi. Ben de doğal olarak Turkcell ile başladım. Kazancımın iyi olduğu dönemlerde su gibi telefonla konuştum. Ama o dönemde bile "diğer operatör"lere sempatim olmadığından onları aramaktan hoşlanmadım. Benim için başka operatörleri seçenlerin toplumsal sınıfı hep farklıydı. O dönemler öyleydi. Rekabet ortamı yoktu, ben de Turkcell'e seve seve para kazandırıyordum. Ben kusursuz hizmet karşılığında bir değer ödüyordum ve bu benim hayat alışkanlığım için gayet normaldi. Bütçem kısıtlı olduğunda da, olmadığında da bu böyle. Bu 13 yıldır böyle. Turkcell sözkonusu iken onlara hep güvendim. Kurumsallıklarına, kalitesine, müşteriye önem vermesine güvendim.

Şimdi bu diğer operatör kullanıcıları içinde de hiç böyle markasına bağımlısını da tanımadım doğrusu. Reklamcılıkta Love Mark denir ki bende bu bazı iyi markalara karşı var olan birşey. Ben bu anlamda Adidas, Orkid, Mac, Wosvagenmarkalarına da bağlıyım.

Konuya dönmek gerekirse, iyi hizmet almak için bir bedel ödemek gerektiğine inanırım. Kendini geliştiren bazı markaların kesin liderliğine inanırım. Buna karşın en ufak bir hatada da o markayı bırakırım. (Bakınız: Sezen Aksu'yu terk edişim)

Turkcell'i de 13 yıla rağmen geçen yıllarda bırakmak üzereydim ki (Mustafa Filmi ile ilgili olaydan dolayı) sonra gerekli açıklamalar yapıldı da vazgeçmedim Turkcell'den.

Sonuçta piyasa değişti, rekabet canlandı. Vodafone geldi. Reklamlarına kulak kabartmadım değil, aptal değilim ben de baktım tabii. Ama yok hayır, iki kuruş için Turkcell'den ayrılmaya kesinlikle değmezdi. Daha az konuşurum param yoksa, bu kadar basit. Zaten zararlı birşey cep telefonu bilmeyen mi var, ne kaşınacağım ki.

Fakat gidenler oldu. Herkesin sebepleri kendine, gittiler. Mutlular mi bilemem. Ama ben onların gidişinde mutlu değilim. Çünkü kimi zaman operatörleri sinyal vermiyor, ya da ben duymuyorum. Yakınlarımdan birisi Turkcell'e geçmişti. Sonra oradan üçüncü operatöre geçmiş. Haberim yok. Hala Turkcell'de sandığım için aradığımda o malum sinyali de açıkcası duymadım. Bu durum bana bu ay 14 tl'lik fark attirdi faturamda. Avea'da uyarı sinyali yoktu diye iddia edebilirim ama etmiyorum, ben duymamışımdır belki diyorum.

Sonuçta şu önemli benim için sevgili bloğum; bundan yıllar öncesi gibi hala diğer operatörleri aramamak kararımdayım. Ve bu Turkcell'in suçu değil müşterisini elinde tutabilme başarısıdır bana göre:) Kendisini daima ileri götürebildiği için. Çizgisinden ödün vermediği için. Diğer markalarımda da böyle, teknoloji liderliği, müşteri memnuniyeti ve bunda süreklilik benim için önemli birşey. Kalitenin bedeli vardır.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Kırmızı Çizgiler ve Sezen

Bu aralar Sezen'in sesini duymak istemiyorum... Bunca senenin mükemmel söz yazarı, bestecisi, yorumcusu, bu şirin insan ne yazık ki mükemmel ileri görüşe ve cumhuriyet değerlerine sahip değilmiş. Hülya Avşar'ın dediği gibi: Ne biliyor da sanki Başbakanı arayarak destek veriyor?!" Çıkardım müzik setinden son iki CD'sini ve koydum kutusuna. İçimden dinlemek gelmiyor şu aralar. O benim kırmızı çizgilerimi ihlal etti. Ne kadar seversem seveyim bir yere kadarmış. Ki O'nu ne kadar sevdiğimi, nasıl hayatımın parçası olduğunu bilen bilir. Cidden kırgınım. Hayalkırıklığı, o bilmese de eminim birçok seveni bunu hissetmiştir benim gibi.

8 Nisan 2009 Çarşamba

Bisiklet Zamanı

Yeni bir bisikletim oldu. Bunca zaman çift amortisörlü dağ bisikletimle meğer ne kadar yorulmuşum. Şimdi Giant Aluxx Crs kullanıyorum. Son derece ergonomik bir yapısı ve akıcı bir sürüşü var. Hafif hem de. Benim gibi 40 yaşına girmek üzere olan birisi için ideal. Zaten aslında bana bir 40 yaş hediyesi bu, doğumgünüme 2,5 ay kala:) 

Sir Arthur Conan Doyle ne demiş: "Heyecanların azaldığı, günün karanlık gibi göründüğü, çalışmanın monoton hale geldiği, umut etmenin çaresiz kaldığı anlarda bisikletinle gezintiye çık, yaptığın sürüş dışında hiçbirşey düşünmeksizin..."

Henry Miller ne demiş peki: "Makul bir odam ve yeterince büyük bir yatağım olsaydı bisikletimi de yatağıma götürürdüm."

Mark Twain dalgasını geçmiş biraz: "Bir bisiklet alın, hayatta kalabilirseniz pişman olmazsınız."

Mevsimi geldi; iki tekerlekli özgürlüğün motorsuz olanının zamanı geldi. Karıncaları, uğur böceklerini görerek, doğayı farkederek sürerim bisikletimi. Bazen hiç değilse birkaç saniye gözüm küpülı sürerim yolum güvenliyse. Düşünürüm gözlerim görmese bisiklet kullanabilir miydim diye. Saçma tabii. Neyse, o çıt çıt çıt zincir sesine kulak kesilerek sürerim, ah ben nasıl da aşığım o zincir sesine! 

Üzgün olduğum zamanlarda bisikletim beni bir başka dinler, sadece dinler. Huzurlu bir şekilde akarız yolda. Konuşurum ben O'nunla, anlatırım herşeyimi. Dinler sabırla. Cidden dinler beni. Ben de O'nun iyiliğini düşünürüm. Güvenliğini sağlarım. Bakımını yaparım. Gece sürüşlerinde güvenliği için ışıklarını da takarım hem.

Şimdi bisiklet zamanıdır, kendimi Caddebostan sahiline atarım. Bu yeni bisikletimle çok daha ötelere atacağım kendimi aslında, kabıma sığmam taşarım durumu.

Yüce bilge Sezen Aksu'nun şarkı sözündeki gibi "Ne farkımız var kuştan böcekten, ben de onlar gibi coşmak istiyorum." :)) Bunu bisikletsiz yapabilir miyiz, kesmezzzzzzzzz:)