Küçük Prens'i insan sadece bir kez değil, her zaman okumalı. "Eee nereye kadar aynı kitap okunur?" derseniz yanıtım hazır: Taa ki gündelik hayatta karşılaştığı olaylarda, birden kafasında bir şimşek çakıp da kendini Küçük Prens'ten satırlar söylerken buluncaya kadar!
Evet zaman sınırlaması bu, işaret de bu bence... Teorime güçlü desteğim de hazır; "insan bir kitabı birkaç kez okumayacaksa o kitabı hiç okumasa da olur" Oscar Wilde
İnsan kalbi ile görebilme yeteneği olduğu kadar Küçük Prens'i evire çevire okumalı derim. Böyle bir yeteneği yoksa zaten hiç okumasa da olur boşa zaman kaybı. Bazı insanların gönül gözlerinin mühürlü yaratıldığını kutsal kitaplardan da biliyoruz, onlara ne söylesen boş.
Ben Küçük Prens'i ilk kez okuduğumda yetişkindim. Ama gerçek bir yetişkin değildim, üniversiteyi yeni bitirmiş birisi gerçekte yetişkin değildir çünkü. Sonrasında da defalarca okudum, anlarmış gibi orijinal dilde yazımını, fransızcasını bile getirttim rafıma koydum... Omuzuma dövmesini yaptırttım...
Minik biblolarını hediye getirdiler bana, özel basılmış kartlarını... Hatta 50 Frank'ı iki cam arasında çerçeveleyerek hediye de etti bana en yakın arkadaşım... Sırf üzerinde Küçük Prens ve yazarı Saint Exupery var diye... Başka bir arkadaşım Amerika'dan Küçük Prens'in kolonyasını yolladı... Özel bir günlük defterini... Paris'ten kol saatini getirttim zamanında (Hemen bozuldu ama olsun:)... Saatimin kutusu Küçük Prens'in koyununu koyduğu 3 delikli kutu şeklinde hem de, bayılmıştım...
Bu gözle görülenlerin sevimlilikleri bir yana, esas mesele gözle görünmeyenler ve "insan doğruyu gözleriyle göremez, ancak yüreğiyle görebilir" derinliği.
Bu öyle bir duygu ki, tanımlamak ve bir başkasına anlatarak aktarmak imkansız. Ya hissedersin ya etmezsin bunu. Hissediyorsan şanslısındır, olaylara o gözle bakabiliyorsundur. Belirli bir seviyeden aşağı düşmezsin o zaman... Dostuna da düşmanına da, kardeşin olduğu halde seni düşmanı zannedene de aynı mesafeden bakabilirsin. Affetmeyeceksindir, unutmayacaksındır belki ama içindeki sevgi ölmez. Yüreğinle görüyorsan eğer, seni düşmanın zanneden ve sana düşmanının yapmayacağı şeyleri yapan, söyleyen kardeşini bile sevmeye devam edersin. Gerçekleri olduğu gibi algılarsın, sahici düşmanın kim olduğunu berrak şekilde seçersin. İntikamla uğraşmazsın bizzat ama zaten evren senin intikamını alır bilirsin. Yüreğinle görüyorsan eğer herşeyi bilirsin.
Küçük Prens'i anlamak budur, ama salt bu değildir. Çok geniş bir yelpazede değerlendirmek ve gündelik hayatta her an kitaptan bir satırın karşına çıktığını görmek demektir. Kimi zaman bir çağrışımla gezegenlere bakarsın, kimi zaman senden uzak bir sevdiğin varsa sana O'nu anımsatan şeylerle kendi kendine gülümsersin: "Yıldızlardan birinde ben yaşıyor olacağım. Ben gülüyor olacağım bir tanesinde. Ve gece gökyüzüne baktığında bütün yıldızlar gülüyor gibi olacak... Yalnızca senin gülen yıldızların olacak... Yıldızlara bakıp gülümsediginde dostların seni deli sanacak..."
Bu kitabı hissetmişler bir kenara, diğer insanlar bir kenara. Bu kadar ciddi bir mesele bu Küçük Prens'i anlamak meselesi. Bir koyunun, bir gezegende bir gülü yiyip yemediğini düşünmek gerçekten ciddi bir mesele. Siz de bir Küçük Prens tanıdıysanız ve büyüttüyseniz eğer... :) Aranızdaki görünmez bağların gücüne de inanırsınız.
Küçük Prens etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Küçük Prens etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Mart 2013 Pazar
30 Haziran 2009 Salı
17 Haziran: Tatlı bir yaz akşamıydı...
Sabahtan akşama dek kutladım yeni yaşımı, demin kurduğum uzun cümleleri sildim. Satırbaşları ile daha iyi anlatırım.Gündüz sahil, akşam ada... Masada minik minik parlayan 40'lar, tepemde bir uçan balon 40'lı... Masada çicekler... Özel ve ince düşünülmüş hediyeler... Pastamın üzerinde Küçük Prens'in klasik kapaktaki resmi!.. Garsonlar ve tüm arkadaşlarmın yakasında Küçük Prens ve ıhlamur bitkisi resimli rozetler... Her yerde ıhlamur kokusu ile harika bir haziran akşamı... Şair ne kadar da haklı: Haziranda ölmek zor!
Ihlamurlar ne şahane kokuyor, gözlerim görmese, takvimleri hiç bilmesem yine de bilirim ki haziran ortası gelmiş. Güzeldi herşey. Artık yeni yaşımdayım.
Saptama 1: İnsanın hayatında bu 15 kişiyi toparlayabilecek kadar özel ve içten uğraş veren, görev edinmiş birisi olmalı.
Saptama 2: Asla bu tip yemekli organizasyonlara 15 kişiden fazlası gelmemeli, eger tüm sevdiklerim gelseydi olurduk 50 kişi, ilgilenemezdim kimseyle. Benim misafirim baştacımdır oysa.
Saptama 3: En eski dostlarım gelemediler, ama biliyorum ki benimleydiler. Bu ne guzel bir güven.
Saptama 4: Bir uçan balon elimizden uçar giderse, Dorian Gray'in Portresi gibi benim de 40'ımdan sonra hep genç kalacağıma işaret eder dedik, çünkü balonum vapura binerken uçmuş gitmiş kayboldu!
Etiketler:
dorian gray'in portresi,
haziranda ölmek zor,
ıhlamur,
Küçük Prens
7 Nisan 2009 Salı
Bloğumun ismi hakkında
Internette "iz bırakmayı" seven birisi değilim. Dün Google'da kendi ismimle ilgili ne var ne yok gezintisine çıkmışken yeğenimin sayfasında adıma rastladım. Bir cevap yazdım O'na, sonra da dedim ki kendi kendime 'Eh sana da yakısır bir blog aslında'...
Sıkıcı ama kolay teknik süreçleri geçerken sıra isim bulmaya geldi... Durdum... İsim bulmayı çok seven birisi olduğum için durdum. Günün en güzel saatlerini düşündüm. İletişim içeren alışkanlıklarımızı düşündüm. Sabah kahvesini ve sonra beş çayını düşündüm. O isimleri istemekte geç kalmışım. Eh geriye kalan; çoğunlukla yaz aylarında ve açık havada yaşadığım gün batımı içkileriydi. Bu ismi denedim oldu, uygunmuş.
Ben Küçük Prens'i (Saint-Exupery) çok severim. Küçük Prens de günbatımlarını çok sever. Özellikle hüzünlüyken sever O. Ama ben her ruh halinde severim, 2001'de bana günbatımı bile hediye edilmişti Dosttan Öte'm tarafından. Ne hoş değil mi, en sevdiğim şey günbatımı benim oldu böylece bir yaz günü.
Beni anlayan anlar; yaz akşamüzeri elinde soğuk bir bira ile günbatımını izlerken, yanında sevdiğin birileri ile bu illüzyonu paylaşmaktan daha dinlendirici ne olabilir?!
Aslında birçok şey daha olabilir, ama ben ikizler burcuyum. Şu anda ne yazıyorsam benim için en doğrusu odur. Yarın, bugünümü yalancı gösteren birşeyler yazabilirim. Ama inanın hepsi, o an için en doğrusudur:) Bu bloğun isim hikayesi de tam olarak işte budur.
Etiketler:
bloga isim bulmak,
gün batımı,
gün batımı içkisi,
Küçük Prens
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)